Manhem’de prensip gereÄŸi siyaset ve politikaya bulaÅŸmıyoruz. Konumuz o deÄŸil çünkü. Sevmem de o konuları zaten. Ama son zamanlarda yaÅŸananlar üzerine 3 yıl önceki gibi bir iç dökmeye ihtiyacım var. Sevgili Marko PaÅŸa, “Burnuma Pis Kokular Geliyor” derken endiÅŸelerimi paylaÅŸmış saÄŸolsun. Son zamanlarda yaÅŸananlar ve gidiÅŸat canımı fena halde sıkıyor. Gene yokuÅŸ aÅŸağı vitesi boÅŸalmış bir ÅŸekilde karanlık günlere doÄŸru gidiyoruz. Halbuki birkaç hafta önce herÅŸeyin ne kadar günlük-gülistanlık olduÄŸundan bahsediyorduk.
Bize rahat mı batıyor ne? Şu üzerinde yaşadığımız toprakların nesini paylaşamıyoruz anlamıyorum? Nedir yani? Bölerek-parçalayarak, kaos çıkartarak, vurarak, kırarak nereye varacağız? Birbirimizi yiyerek nasıl mutlu olup feraha kavuşacağız? Toplum olarak mazoşist miyiz neyiz? Acı çekmekten zevk mi alıyoruz? Sözün özü: Canım çok sıkın. Size ferah ve aydınlık bir gelecekten söz etmeyi çok isterdim. Umarım olaylara çok karamsar bakıyorumdur ve düşündüklerim başımıza gelmez.

Karamsarlık deÄŸil bence… Malesef gidiÅŸat bu yönde.
Fehmi Koru’nun köşesinde çok önceden beri dillendirdiÄŸi ‘Mart Sendromu’ bu olsa gerek. Danıştay baskını, gazete bombalamalar… İnÅŸallah biz yanılıyoruzdur da bunlar birbirinden bağımsız münferit olaylardır.
Karanlık günlerin ardından bir ışık doÄŸar mı dersiniz? Umarım…