Internet’in ilk yıllarında bu yeni dünyanın tanıtımı ve kitleler tarafından bilinirliÄŸinin artması için The Net adlı bir film yapılmıştı (Türkçe adı: Internet’te Av). Film giÅŸede pek baÅŸarılı olmasa da medyada ilgi görmüş, öyküsü nedeniyle de Internet’in daha ilk günlerden insanların yüreÄŸine korku salması saÄŸlanmıştı. Filmden yola çıkarak birbiri ardına şöyle baÅŸlıklar ve akabinde de çılgınca yorumlar gelmiÅŸti: “Internet’te av”, “Internet’te sörf”, “Internet’te seks”, Internet’te aÅŸk”, Internet’te ÅŸiddet”, “Internet’te…”
İşte bu “çocukluk travması”nı bir türlü atlatamayan geleneksel mecraların yazarları; günden güne geliÅŸerek büyüyen bu yeni medyayı önceleri küçümsediler, sonraları ÅŸaşırdılar, sonra sömürmeye ve tüketmeye, nihayet de kötülemeye baÅŸladılar. Zaman içinde bünyelerinde istihdam ettikleri biliÅŸimci yazarların da -birkaç istisna dışında- konuya neredeyse onları aratacak derece de bihaber kalmaları yaÅŸanan komediye ÅŸiddeti de ekler duruma geldi.
Web sektörünün hızla büyüdüğü ve umut verici geliÅŸmelerin yaÅŸandığı son bir kaç yıldır da yılmadan, ısrarla Internet’e karşı bir linç kampanyası sürüyor. Komplocular mı ararsınız, tu-kakacılar mı, düzeysizlikten dem vuran elitler(!) mi?.. Hakaretin bini bir para, bazı yazıları görünce yazarının psikolojisinde ciddi sorunlar olduÄŸunu düşünüyorum. Hastalıklı ve hayli sıkıcı bir film izlemeye baÅŸladık anlayacağınız. Bunun son örneÄŸini sabık PR’cılarımızdan Ali Saydam’ın AkÅŸam’daki köşesinde görüyoruz:
Benim e-şerefsiz dediğim, adını, adresini, kimliğini gizleyerek etrafındakileri hiçbir mesnete dayanmadan boklamayı şizoid bir zevk ve/veya çıkar unsuru haline getirmiş manyaklar ortada dolanıyor.
Siz bu satırlarda ne görüyorsunuz bilmiyorum ama ben teknolojiye ayak uyduramamış bir iletişimcinin geçirdiği hafakanlar nedeniyle bozuk bir ruh halinde olduğunu görüyorum. Nasıl mı? Hadi yazıyı okumaya devam edelim:
Bugüne kadar çevremde web sitesi ile blog arasındaki ciddi farkları bana bir çırpıda anlatacak çıkmadı. Her ne kadar ‘ölçmüyorsan yapma ya da söyleme’ ilkesini şiar edinsem de ölçmeden bir tespit yapmaktan kendimi alamıyorum: İnternet ortamında pozitif mesajlar ilgi görmüyor ve kulaktan kulağa yayılmıyor. Durum negatif mesajlar için farklı. Benim, zekâmdan çok tombilliğimden söz ediliyor olması bundandır… Yani blogları kullanarak kurumsal ya da bireysel iletişimin yönetilebileceğini iddia eden ‘trendy’ arkadaşlara da inanmıyorum; ürünleri bu yolla pazarlayacağını ileri süren iletişim ‘sihirbazlarına’ da…
Yazısında yaptığı “Herhangi bir iletiÅŸim aracı güvenini yitirdi mi etkisini de yitiriyor…” tespitini bizzat yaşıyor olsa gerek. Yazıyı yazarken aÄŸzında köpükler saçıyormuydu diye meraklanıyorum. Zira ilerleyen satırlarda iÅŸi abartıp kelle istiyor:
Çok yakında bu internet anarÅŸisine birileri dur diyecek mutlaka…
Buraya kadar anlıyoruz ki ortada Internet adında bir sorun var. Peki bu sorunun çözümü nedir? İşte Ali bey’in çözümü:
Sonuç: Ben internet ortamının, yeri yurdu belli, etkileşimli web siteleri ve ciddi CRM programlarına dayalı yapılar hariç, rüştünü kazanıp haysiyetli ve itibarlı bir iletişim aracı haline gelene kadar etkisinin fazla ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum.
Kendisinin yeri yurdu belli, etkileşimli(!), ve ciddi CRM programlarına dayalı (Biz mi yanlış biliyoruz yoksa artık web sitelerinin hepsi ticarethane, biz de web sitelerinin müşterileri mi olduk?) web köşesinden fışkıran bu bozuk ruh hali, cehaletle birleşince ortaya inanılmaz bir görüntü çıkıyor. Yazıyı ciddiye alıp; gayet edepli, düzeyli ve güvenilir(!) iddialarına tek tek cevap vermeyi inanın çok isterdim. Ancak, hangi parçasından tutsanız orası elinizde kalan bu yazıya daha fazla vakit ayırmak yerine durumdan ve kendisinden aldığımız derslerden çıkardığımız sonuçları belirtmekle yetinelim:
- Web sitenizin yeri yurdu mutlaka belli olmalı. Yani elle tutulur, gözle görülür bir mekan, daire, ofis vb. bir yere ihtiyacınız var. Internet’i ne kadar eski düzene uydurursak o kadar kolay ele geçirir ve yok ederiz deÄŸil mi?
- Sitenizin etkileşimli olması şarttır. O yüzden Google, Facebook gibi düzeysiz ve itibarsız yerler yerine Akşam Gazetesi gibi güzide medya kuruluşlarımızın kendilerine veya web sitelerine odaklanmaya özen göstermeliyiz.
- Şu an okuduğunuz siteyi de asla ciddiye almamanız gereklidir. Zira ben burada hiçbir CRM yazılımı kullanmıyorum.
- Ve evet! Bir gün birileri Internet’e bir dur diyecek ve hepimiz ölüp, Internet’in karanlık dehlizlerinde yok olacağız.

Fatih; Yazını yeni gördüm. Hiç bir ÅŸey yazmayarak iyi etmiÅŸsin, zira gerçekten de neresinden tutsan elinde kalıyor Ali Bey’in yazısı.
2 olasılık var ve ikisi de aynı anda geçerlidir diye düşünüyorum.
1- Ali Bey tarih öncesi iletiÅŸim bilgileriyle donanmış ve nesiller öncesine ait bir kuÅŸak mensubu olduÄŸundan “kendini geliÅŸtirme” çipi çoktan yanmıştır.
2- Geleneksel mass media mecralarından ve iÅŸ bilmez pazarlamacılardan cebine giren paranın haddi hesabı yoktur ve (doymak bilmez bir yaklaşımla) insanlar “daha ucuz, daha etkili” mecralara uyanmasınlar diye böyle bir yazı yazma gereÄŸi duymuÅŸtur.
Bunlar serzeniştir. 10 yıl sonra sunumlara koyulacak, insanlara kahkaha attıracak cümlelerdir. Dolayısıyla bence atış yapmasında hiç bir sakınca yoktur. İnsanlar sunumda eğlence de aramıyorlar mı? Al sana malzeme =)
Eline saÄŸlık…