Son günlerde ard arda gelen sansür kararları iyice kabak tadı vermeye baÅŸladı. Sırf bu yüzden YouTube videoları içeren bir yazıyı bir haftaya yakın bir süre bekletince iyice sıkıldım. Önce size OpenDNS‘i ve artık bu sansür komedisinden nasıl kurtulacağını anlatayım, arkasından bahsi geçen yazıyı yayına alırız.
Tag Archive for 'internet'
Türkiye’de yaÅŸamak demek dumur deryalarında yüzmek demek aynı zamanda. Ne de olsa üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyiz. Daha önce de komedi katsayısını aÅŸan sansürleme vakalarıyla karşılaÅŸmıştık ama bu defa kendimizi aÅŸtık doÄŸrusu. BildiÄŸiniz gibi Internet’in en büyük film veritabanı IMDB‘den filmler ile ilgili detaylı bilgiye eriÅŸebiliyorsunuz. Geçenlerde bu güzide mahkemelerimizden biri bu siteye “EriÅŸim Engelleme Kararı” verdi. Ama haberi duyup da siteye girenler hala eriÅŸilebilir olduÄŸunu gördüler. Sonradan anlaşıldı ki durum farklıymış.
Son günlerde kendimi iyice Erdener Abi gibi hissetmeye baÅŸladım. Artan yoÄŸunluk/yorgunluk’tan dolayı dış dünya ile baÄŸlantım koptu. Sorulan sorulara tek kelimelik cevaplar verir oldum. Sonuncusu da sevgili UÄŸur‘a denk geldi. Geçenlerde Bildirgeç‘te bir yazı yazmış. SaÄŸolsun her zamanki gibi bana yolladı. MSN üzerinden link geldi; tıkladım, açtım. Yazının baÅŸlığına şöyle bir baktım, içeriÄŸine göz attım ve tek kelimelik bir cevap verdim: Çıkmaz.
Devamını oku ‘Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar mı?’
Yılın son çeyreÄŸinde Türk Internet ve biliÅŸim dünyası için oldukça hareketli günler yaÅŸadık. Sektör açısından oldukça güzel ve heyecan verici haberlere her gün yenisi ekleniyor. Son birkaç haberde ağırlığı Mynet‘in alması dikkat çekici. Önce teknoloji yayıncılığının devi CNET.com’un Mynet ile lisans anlaÅŸması yaptığı ve Türkiye pazarına geleceÄŸi duyuruldu. Internet dünyasının devlerinin Türkiye pazarına ilgi göstermesi açısından hayli önemli bir geliÅŸme olan bu habere çok sevindim.
Internet’in ilk yıllarında bu yeni dünyanın tanıtımı ve kitleler tarafından bilinirliÄŸinin artması için The Net adlı bir film yapılmıştı (Türkçe adı: Internet’te Av). Film giÅŸede pek baÅŸarılı olmasa da medyada ilgi görmüş, öyküsü nedeniyle de Internet’in daha ilk günlerden insanların yüreÄŸine korku salması saÄŸlanmıştı. Filmden yola çıkarak birbiri ardına şöyle baÅŸlıklar ve akabinde de çılgınca yorumlar gelmiÅŸti: “Internet’te av”, “Internet’te sörf”, “Internet’te seks”, Internet’te aÅŸk”, Internet’te ÅŸiddet”, “Internet’te…”
İşte bu “çocukluk travması”nı bir türlü atlatamayan geleneksel mecraların yazarları; günden güne geliÅŸerek büyüyen bu yeni medyayı önceleri küçümsediler, sonraları ÅŸaşırdılar, sonra sömürmeye ve tüketmeye, nihayet de kötülemeye baÅŸladılar. Zaman içinde bünyelerinde istihdam ettikleri biliÅŸimci yazarların da -birkaç istisna dışında- konuya neredeyse onları aratacak derece de bihaber kalmaları yaÅŸanan komediye ÅŸiddeti de ekler duruma geldi.
Web sektörünün hızla büyüdüğü ve umut verici geliÅŸmelerin yaÅŸandığı son bir kaç yıldır da yılmadan, ısrarla Internet’e karşı bir linç kampanyası sürüyor. Komplocular mı ararsınız, tu-kakacılar mı, düzeysizlikten dem vuran elitler(!) mi?.. Hakaretin bini bir para, bazı yazıları görünce yazarının psikolojisinde ciddi sorunlar olduÄŸunu düşünüyorum. Hastalıklı ve hayli sıkıcı bir film izlemeye baÅŸladık anlayacağınız. Bunun son örneÄŸini sabık PR’cılarımızdan Ali Saydam’ın AkÅŸam’daki köşesinde görüyoruz:
Efendim “temiz” medyamızın “en temiz” gazetelerinden Sabah, “Temiz Internet Kampanyası” baÅŸlatmış. Son dönemde Internet üzerinden yapılan dolandırıcılık, çocuk pornosu, spam ve hack çeteleri haberleriyle Türkiye’de Internet’e bakışın olumsuz etkilendiÄŸi bir gerçek. Internet’teki sahtekarlık giriÅŸimleri yeni bir ÅŸey deÄŸil. Ancak bizde herÅŸey sonradan keÅŸfedildiÄŸi için Internet kullanımın yaygınlaÅŸmasıyla bu gibi münferit olayların çoÄŸalması da gayet doÄŸal. Yine de Inernet’in “kirli”, “kötü”, “pis”, “öcü” veya “boÅŸ bir eÄŸlencelik” olarak nitelendirilmesinin ve imajının zedelenmesinin bütün sorumlusu Internet kullanıcıları mıdır?
Internet’te Marka OluÅŸturmak adlı serimizin ikinci bölümünde herkesin uzunca zamandır merakla beklediÄŸi konuya deÄŸineceÄŸiz: markamıza isim vermeye. Birinci bölümde, hatırlayacağınız gibi sizden bir seçim yapmanızı istemiÅŸtim. AlışılagelmiÅŸin dışında birtakım tavisyelerde bulunmam bazılarınızı ÅŸaşırttı. EÄŸer hala okumadıysanız, bu bölümden önce lütfen ilk bölümü okuyun ve seçiminizi yapın. EÄŸer sizin için internet bir “medya ve iletiÅŸim ortamı” ise bu bölümü es geçebilirsiniz. Internetin kendileri için “iÅŸ ortamı” olduÄŸunu düşünenler ise bu bölümü iyi okumalılar.
Bu bölümde markamıza isim seçerken söyleyeceklerim şu ana kadar aklınızda oluşan fikirlere ters düşebilir. Ancak ne yazık ki bugün Internet projelerine seçilen isimlerle ilgili bir çok yanlış klişe ve akıllarda yerleşmiş yanlış kalıplar var. Öncelikle bunları aşmamız gerekiyor.
Devamını oku ‘Internet’te Marka OluÅŸturmak - 2: Markanıza İsim Vermek’
Daha önceki yazılarımızda bir e-ticaret uygulaması için önemli stratejileri anlatmış, projenizin markalama çalışmaları ile ilgili püf noktaları anlatmaya çalışmıştık. Şimdi bir adım daha ileri gidip, Internet’te kendi markamızı oluşturmaya çalışacağız. Bu uzun ve sabır gerektiren yolda ne gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuza bakalım önce. Yola çıkmadan önce bir takım sorulara rahatlıkla cevap veriyor olmamız gerekiyor.
Devamını oku ‘Internet’te Marka OluÅŸturmak - 1: Seçiminizi Yapın’
Bir önceki yazımızda bir e-ticaret uygulamasını yaparken dikkat etmeniz gereken genelde teknik ağırlıklı bir çok önemli kriterden bahsetmiş ve markalamanın önemine değinerek, bunun bir başka makalemizin konusu olduğunu söylemiştim. Bu makalemizde e-ticaret uygulamalarının en az teknik kısımları kadar önemli olduğunu düşündüğüm markalama ve pazarlama stratejilerinden bahsetmek istiyorum.
Devamını oku ‘E-Ticaret Uygulamaları İçin MarkalaÅŸma Stratejileri’
Son birkaç gündür neredeyse tüm bloglar 1 Milyon’u tartışıyor. Sevenleri, sevmeyenleri, takdir edenleri var. Durum beni pek alakadar etmediÄŸi ve üzerime de vazife olmadığı için Manhem’de konudan bahsetmedik. Ama gidiÅŸat bir yerden sonra yine aynı noktaya geldi: Üstad Blogger’lar(!), ünlü yazarlar(!), etik deÄŸer savunucuları(!), para ve popüler kültür karşıtları(!), yine “bizim zamanımızda buralar…” havalarıyla Blog’ları, yazı yazma iÅŸini, alınan hitleri, reklamları kısacası Internet’i sahiplenme, bir “aÄŸa” ve”aÄŸabey” tavırlarıyla kulak çekme, hizaya getirme harekatına giriÅŸtiler.
